Hoşgeldiniz
Sen daha önce hiç yazılamamış bir şiirin en güzel mısrası gibisin. Öyle gizlenmiş, kendine saklanmış, eşsiz.

  • DOLAR
    6,7631
    %-0,69
  • EURO
    7,5484
    %-0,27
  • ALTIN
    378,32
    %-0,68
  • BIST
    8,4868
    %-0,35
Kuranda Kaç Tane Ayet Var ?

Kuranda Kaç Tane Ayet Var ?

Kuranda Kaç Tane Ayet Var ?

Kur’ân’ın kaç âyet bulunmuş olduğu hususunda âlimler içinde ihtilaf vardır. Fakat bu ihtilaf yalnızca numaralandırma hususundadır. Kur’ân’ın tümü amacıyla rastgele bir ihtilaf ihtimaller içinde değildir.

Kur’an âyetlerinin adedi ile ilgili tam bir mutabakat yoktur. Bunun bazı sebepleri vardır:

1. Âyetlerin tamamında ya da Kur’an’ın umumunda rastgele bir problem yoktur. Kısaca Kur’an’ın tamamı bellidir. Fakat alimler içinde âyet adedinda bir görüş ayrılığı haiz olunantur. Şöyleki, Kur’anı açtığınızda âyetlerin konumunu belirleme eden yuvarlak işaretler vardır. İşte bazı âlimlere nazaran, bu iki yuvarlak arasındaki ifadeler âyettir. Fakat bazı âlimlere nazaran, bu iki yuvarlakların aralarındaki ifadelerin birtakımsı bir âyet değil, iki ya da daha oldukca âyettir. Bu görüş ayrılığından dolayı, âyet adedinda değişim olabilir. Yoksa Kur’an’ın tamamında ya da âyetlerin kendilerinde rastgele bir ihtilaf ya da terslik söz hususu değildir.

2. Şafiî âlimleri besmele-i şerifi, başlangıcında zikredilen sure ile bir tüm olarak saydıkları hâlde, Hanefi âlimleri besmeleyi ayrı bir âyet olarak saymışlardır. Sure başlarındaki “yasin, ha mim” şeklinde huruf-u mukattaa amacıyla de benzer hal geçerlidir.

3. Hem de, Kur’an’da tespit edilen “durmayınız” manasına gelen “LA” işaretinin bulunmuş olduğu yerlerin de birer âyet sayılıp sayılmayacağı da bu değişikliğin öteki bir sebebi olabilir.

Bu ve aynısı nedenlerle Kur’an’ın bir harfinde bile değişim olmadığı hâlde, ne kadar âyet bulunmuş olduğu hususu tam netlik kazanmamıştır. Elinizde bir kitap olsa kaç parağraf ya da cümleden meydana geldiği sorulsa, değişik anlayışlara nazaran değişik sayılar çıkacaktır. Bu anlayış değişikliği kitabın azalacağı ya da çoklaşacağı manasına gelmez. İşte Kur’an da temel olarak amacıyladeki her şey ile meydandadır. Fakat değerlendirme değişikliğindan sayılar da değişik çıkmaktadır.

Bu değişik sayımın bir neticesi olarak; İbn-i Abbas 6.616, Nafi, 6.217, Şeybe, 6.214, Mısır âlimleri 6.226, Zemahşeri, İbn-i Huzeyme, Şeyhulislam İbn-i Kemal ve Bediüzzaman Said Nursi ise 6.666 âyet bulunduğunu söyler.

Bugün elimizde olan ve dünyanın her doğrultusunda tespit edilen Mushafların nizamı, Küfî ekolü âlimlerinin Hz. Ali’den rivâyetle Peygamberimiz (a.s.m)’e dayandırdıkları bir tertiptir. Bu Kur’an’daki haiz olunan âyet adedi, 6.236’dır. Bu, bizim de bizzat âyetleri sayarak elde ettiğimiz bir sayıdır.

Âyetlerin adedi kuşkusuz pek oldukca hikmete bakıyor. Fakat bu hikmetler, yalnızca yekun olarak 6.236 adedina değil, aynı vakitte Kur’an’da sarfedilen kelimelerin tekrarı, bu tekrarların yapıldığı âyetlerin adedi, bir suredeki âyetlerin belli kıstaslara nazaran ayarlanması, Tanrı’ın isim ve sıfatlarının belli bir adede ideal olarak belli bir sayıdaki âyetlerde yer alması şeklinde bir oldukca ince hikmetleri vardır.

Mesela âyetlerin yekun adedina ideal olarak deriz ki, surelerin başlangıcında geride bıraktığımız besmelelerden bir tanesi ile eş güdümlü bu âyetlerin adedi 6.237 olur. Bu sayı Tanrı’ın 99 adı ile Hz. Peygamber (a.s.m)’in ömrü olan 63 adedinin çarpımından çıkan bir yekundur. 99×63=6.237.

Hem de bu sayı, daha tam Kur’an vahyi bitmeden Kur’an’da buna işaret edilmiş olması, gaybî suç duyurusu nevinde bir mucize parıltısıdır.

Kur’an’ın yazılışı ve zamanımıza kadar gelişini izah eden şu yazıyı da okumanızı tavsiye ederiz:

Tanrı‘ın son mukaddes kitabı, tüm insanlığa İlâhi fermanı olan Kur’an, yirmi üç yılda âyet âyet, sûre sûre nazil olmuştur. Peygamber Efendimiz (asm) kendine nazil olan âyet ve sûreleri bununla beraber tespit edilen sahabelerine okur, sahabeler de onu ezber ederler, bir alanı da yazardı. Bundan ayrı olarak, Peygamber Efendimizin (asm) vahiy kâtipleri vardı. Bunlar nazil olan âyetleri ve sûreleri hususi olarak yazmakla vazifeli idiler. Gelen âyet ve sûrenin nerede yer alacağı, Kur’an’ın neresine gireceği de bizzat Peygamberimize (asm) Cebrail (as) aracılığı ile bildiriliyor, o da vahiy kâtiplerine tarif ederek, gerekeni yaptırıyordu. Böylece Hz. Peygamber (asm)’in sağlığında Kur’an’ın tamamı yazılmış, nereye neyin gireceği belli olmuştur. Aynca Cebrail (as) her Ramazanda gelir, o güne kadar nazil olmuş âyet ve sûreleri Peygamberimize (asm) yeni baştan okurdu. Efendimizin (asm) vefatından evvelki son Ramazanda Hz. Cibril (as) gene gelmiş, fakat bu sefer Kur’an’ı Peygamberimiz (asm) ile iki sefer okumuşlardı. Birinci sefer Hz. Cibril (as) okumuş, Peygamberimiz (asm) dinlemiş; ikinci seferde ise Peygamberimiz (asm) okumuş, Hz. Cibril (as) dinlemişti. Böylece Kur’an son şeklini almıştı.

Bununla birlikte, Hz. Peygamber (asm)’in sağlığında Kur’an, şimdilik müstakil bir cilt hâlinde bir araya toplanmış da değildi. Sayfalar halunda sahabeler içinde dağınık olarak bulunuyor, hafızalarda ezberlenmiş durumda duruyordu. Fakat neyin nereye gireceği gâyet net ve net şekilde bilinmekteydi.

Nihâyet Hz. Ebû Bekir (ra)’in hilâfeti saatinde görülen gerek üzerine Zeyd bin Sâbit’in diğernlığında vahiy kâtiplerinden ve kuvvetli hafızlardan müteşekkil bir komisyon kuruldu. Kur’an’ın bir cilt hâlinde bir araya toplanma işi, bu komisyona havale edildi. AshAbdan hepimiz, elinde yazılı tespit edilen Kur’an sayfalarını getirip bu komisyona teslim ettiler. Hafızların ve vahiy kâtiplerinin elbirliği ile emek harcamaları neticesinda sayfalar, sûre ve âyetler Peygamberimizin (as) tarif etmiş olduğu şekilde yerli yerine kondu. Böylece Kur’an, Mushaf adıyla tek kitab hâline getirilmiş oldu.

Artık Kur’an amacıyla unutulma, kaybolma, tahrif ve tebdile uğrama diye bir şey söz hususu olamazdı. Zira aslı, Hz. Peygamber (asm)’e gelen şekliyle kusursuz ve noksansız şekilde tesbit edilmişti.

Hz. Osman (ra) saatinde görülen gerek üzerine, bu Mushaf’tan yeni nüshalar çoğaltılıp detaylı memleketlere gönderildi. Bugün elde haiz olunan olan Kur’anlamış olur, işte bu Kur’an’dan çoğaltılmıştır.

Kur’an tesbit edilişindeki sağlamlık itibariyle, öteki ilâhi Kitaplardan değişik olarak, hiçbir tahrifat ve değişiklığa uğramadan vahiy mahsulü olan şekliyle tesbit edilip meydana konmuş; 1400 senedir de muhafaza edilerek gelmiştir. Bunda, Kur’an’ın edebî icaz ve i’câzının, şu demek oluyor ki, ezberleme kolaylığının hiçbir insan sözüne benzememesinin ve söz olarak hiçbir taklidinin yapılamamasının, edebiyatve belagatına erişılememesinin ve zaptında a’zamî hassaslık gösterilmesinin büyük görevi bulunmuş olduğu netdir. Fakat aslolan sebep, Kur’an’ı Cenâb-ı Hakk’ın hıfz ve himayesine alması, onu kıyamete kadar lâfızve mânâ bakımından bir mu’cize olarak devam ettirmeyi taahhüd etmesidir. Nitekim Kur’an’da şu şekilde buyurulur:

“Muhakkak ki bu Kur’an’ı biz indirdik ve onu koruyacak, muhafaza edecek, devam ettirecek de biziz…” (Hicr, 15/9).

Bugün yeryüzündeki tüm Kur’ anlamış olur aynıdır; hiçbir değişim ve değişim yoktur. Hem de milyonlarca hafızın ezberinde bulunmakta, her an milyonlarca dil ile kırâet edilip okunmaktadır. Bu özellik, Kur’an’dan öteki rastgele bir beşeri kitaba nasib olmadığı şeklinde, semavi kitablardan hiçbirine dahi nasib olmamıştır. Tanrı‘ın son kelâmı, hükmü kıyamete kadar kalımlı ezelî fermanı olan Kur’an’ın, bu tür eşi benzeri olmayan bir makam ve ulvi bir şerefe nail olması da, kuşkusuz zaruri ve gerekludur. (bk. Mehmed Dikmen, İslam İlmihali, Cihan Yayınları, İstanbul, 1991, ss. 94-97.)

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YORUM
2020-01-31 21:31:46
error: Content is protected !!